Simülasyon Toplumu

282
0

Çoğu zaman kendimize ‘Ben kimim ?’ sorusunu sormuşuzdur. Peki ya benliğimize inmeden önce bizliğimizi sorgulasak neler değişirdi veya bir şeyler değişir miydi diye düşünen pek çok sosyolog tarafından düşünceler, kuramlar, kitaplar ortaya konmuş. Onların düşüncelerinin içinden cımbızla ‘Biz kimiz ve ne kadar gerçeğiz ?’ sorusunu çekelim. 21. Yüzyılda içinde debelenip durduğumuz ve her şeyin teknolojiyle ilerlediği bu dünyada bizim ne kadar gerçek kalabildiğimiz bir muamma. Fransız düşünür ve sosyolog Jean Baudrillard, Sanayi Devrimi ve teknolojik gelişmeler ile başlayan bu dönüşümleri anlatmak için ‘Simülasyon ve Simülakrlar’ kuramını ortaya atmış. Bu kuramın temeli Batı toplumları için olsa da artık internet ağına takılan tüm toplumlara hitap ediyor. Kimsenin bize mavi ve kırmızı hap sunmadığı bu sistemi Baudrillard’ın tarzında bir simülasyon olarak görürsek, birbirimizi taklit edip duruyoruz ve hiç gerçek olmayan bir dünya yaratıp orayı kendi gerçekliğimiz yapıyoruz. Bugün baktığımızda gerçekten de hiç gerçek olmayan bir dünyaya hapsolmuş durumdayız. Kitle iletişim araçlarından, sosyal medyadan ve içindeki severek takip ettiğimiz influencerlardan ister istemez etkilenerek, ihtiyacımız olan veya olmayan çoğu şeyi almaya çalışarak sonra da onları yeniden sosyal medyaya sunarak birilerinin beğenisini mi kazanmaya çalışıyoruz yoksa bu durumdan gerçekten memnunuz ve bir bedene bürünse kötü karakter gülüşü yapacağına emin olduğumuz kapitalizmi bir daha bırakmamak üzere kucakladık mı ? Kaçımız artık sevdiklerimizle birlikteyken elimizden telefonları düşürüp ana odaklı yaşayabiliyoruz ? An’dan bahsetmişken, sosyal medyada son zamanlarda sıkça gördüğümüz anı yaşa, an’da kal istemlerini birkaç video beğenerek mi sağlıyoruz ? Mutlaka kendimize bu tarz bir sürü soru sorabiliriz ancak birine cevap verecek olursak, bir ‘tık’ ile  beğendiğimiz onca videonun kaybettirdiği an’lar nasıl yakalanır pek emin değiliz. İçinden asla çıkamadığımız, hayatımızın bir parçası olmaktansa vücudumuzla bütünleştirdiğimiz, sabah uyandıktan sonra elimize ilk aldığımız ve gece bakmadan uyumadığımız bu telefonlarımızın hayatımızda sevdiğimiz kişilerden daha büyük bir rolü olduğu düşüncesindeyim.  Yeni gerçekliğimiz olan sosyal medya dünyamızın bize daha cazip geldiği açık ancak tüketim toplumu olarak yaşatırken kendi içerisinde sahte bir üretim topluluğu da yaratıyor. Tüketirken üreten bu sistemin içinde koca bir tezat yatıyor. Bu tezata hiç karşı çıkmayışımız belki de henüz tam olarak ‘insanlığımızı’ kaybetmeyişimizden ötürüdür. Unutulmamalıdır ki, en sevdiğimiz  yiyecekler genelde fast foodlar olur ve onlar da sağlıksızlardır. Sosyal medya da aynı bu fast foodlar gibi sürekli tüketim halinde olduğunda sağlığımızı bozacaktır diyerek geleceğe itelemek çok güzel olurdu fakat sağlığımızı bozdu bile. Bize gerçek gibi sunulan sahte hayatlardaki mutluluklara bakarak kendi mutluluğumuzdan şüphe ettiğimiz, şöhret uğruna saygınlığımızı yitirdiğimiz ve bu sahtelikte kendimize tarz oluşturmaya çalıştığımız bir toplum haline geldik. Hepimiz bir diğerini iterek bu hale geldik ve bunun farkında olduğumuzun farkındalığını bile kazanamadık, kazanmıyoruz veya kazanamıyoruz. Yaşadığımız simülasyon ekonomik, toplumsal, kültürel, sanatsal tüm alanlara pençesini geçirmişken artık buna ne kadar dur denilebilir orası da ayrı bir muamma. Truman Show’da olduğu gibi exit yazılı bir kapıyı açamayacağımız ise kesin. Yarattığımız sahte kimlikler bizi elbette bir yere kadar taşıyacak. Örneğin sosyal medya etkisi altında kalarak aldığımız ürünler statümüzü belirler hale geldi bile ve bunu bir sorun olarak görmek yeni dünyamızda bizi sadece mutsuz eder. Simülasyonu kendi yararımıza çevirebilmemiz ise olası. İşimizi kolaylaştıran robot süpürgeler, bilgileri çabucak önümüze koyan yazılımlar ve dahasına sahibiz. Spekülatif bir yaklaşım olacak fakat yarar sağlayan tüm bu teknolojik gelişmeler de bir gün devleşip bizi mutsuz edecektir. Tüm bunlara baktığımızda Baudrillard’ın söz ettiği simülasyon aşamalarının en sonunda olduğumuz apaçık görünüyor ki, biz de gerçekliğimizin yerini simülasyona bıraktık. Gelişmiş bir toplum olmamızın götürüsü simülasyon ağında yığın haline gelen enformasyonlar ile anlamımızı tamamen kaybediyor olmamızdır. Hakikatten koşarak uzaklaştığımız dünyayı ara sıra gerçekliğinden dolayı suçlamak insan olduğumuzu bir kere daha gösteren özelliklerimizden biri. İşte tam da bundan dolayı, gerçekten kaçsak da kendimizden kaçamayacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir